“Türkiye önce şuna karar vermelidir: Yoksulluğun kalıcılaştığı, orta sınıfın yok edildiği, gençlerinin umudunu kaybettiği bir ülke mi olacağız; yoksa hep birlikte “adil ücret ve onurlu yaşam” talebinde buluşarak çocuklarımız ve gençlerimiz için daha aydınlık bir Türkiye mi kuracağız?
Bizim cevabımız nettir: “Adil ücret istiyoruz. Onurlu yaşam istiyoruz.
Faize değil, insana hizmet eden bütçe istiyoruz. Gençlerine umut veren, üretimi önceleyen, emeği koruyan, kendi kendine yeten bir Türkiye istiyoruz.”
“Türkiye ya kalıcı yoksulluk düzenine razı olacak ya da adil ücret ve onurlu yaşam talebinde birleşecektir.”
Türkiye ekonomisi uzun süredir yalnızca rakamlarla değil, milletimizin sofrasıyla, çalışanlarımızın maaş bordrosuyla, emeklilerimizin pazar çantasıyla, gençlerimizin gelecek umuduyla ve kamu emekçilerimizin alın teriyle sınanmaktadır. Bugün ekonomi yönetimi her fırsatta “dezenflasyon süreci devam ediyor” demekte; ancak bu söylem, milletimizin yaşadığı geçim krizine merhem olmamaktadır.
TEÇ-SEN olarak açıkça ifade ediyoruz: Ekonomide başarı, yalnızca enflasyon oranının birkaç puan düşmesiyle ölçülemez. Gerçek başarı, vatandaşın hayatında hissedilen iyileşmeyle ölçülür.
Eğer maaşlar kiraya yetmiyorsa, market sepeti dolmuyorsa, emekli pazara çıkamıyorsa, gençler bu ülkede gelecek kuramıyorsa, kamu çalışanı ay sonunu borçla getiriyorsa; hiçbir ekonomik program başarı hikâyesi olarak sunulamaz.
Bugün sorulması gereken soru nettir:
Türkiye ekonomisinin direksiyonunda olanlar, milleti ve ülkeyi müreffeh seviyelere çıkarmak için mi çalışmaktadır? Yoksa millete sürekli kemer sıktıran, faizi ve borcu büyüten, hedefleri tutmayan bir ekonomik modeli sürdürmek için mi uğraşmaktadır?
1. Üç Yıllık Ekonomi Programı Milletin Yarasına Merhem Olmamıştır
2023 Haziran ayında iş başına gelen ekonomi yönetimi, enflasyonla mücadele iddiasıyla yeni bir program uygulamaya koymuştur. Bu programın merkezine “dezenflasyon” söylemi yerleştirilmiştir. Ancak aradan geçen yaklaşık üç yıllık süreç, milletimizin günlük hayatında beklenen rahatlamayı sağlamamıştır.
Ekonomi yönetiminin göreve başladığı 2023 Haziran ayında yıllık enflasyon yaklaşık yüzde 38,21 seviyesindeydi. Üç yılın sonunda ifade edilen enflasyon seviyesi yaklaşık yüzde 31,75 olmuştur. Aradaki fark, toplumun çektiği ekonomik acı düşünüldüğünde başarı olarak sunulamaz.
Kaldı ki bu üç yıllık süreçte enflasyon yüzde 75 seviyelerine kadar yükselmiş, milyonlarca vatandaşımızın alım gücü erimiş, kira ve gıda fiyatları kalıcı biçimde artmış, ücret ile hayat arasındaki bağ kopmuştur.
Buradan açıkça söylüyoruz:
Üç yıl boyunca millete kemer sıktırıp, enflasyonu 38’den 31’e getirmeyi başarı diye anlatmak gerçekçi değildir. Çünkü bu süreçte milletin cebinden, sofrasından ve geleceğinden çok daha fazlası alınmıştır.
Enflasyonun düşmesi, fiyatların düşmesi anlamına gelmemektedir. Fiyatlar geri gelmemekte; yalnızca daha yavaş artmaktadır. Vatandaş için önemli olan teknik kavramlar değil, mutfaktaki gerçekliktir.
Vatandaş şunu sormaktadır:
Kira maaşı yutuyor mu?
Market sepeti doluyor mu?
Çocuklar yeterli beslenebiliyor mu?
Emekli pazara çıkabiliyor mu?
Gençler bu ülkede hayat kurabiliyor mu?
Kamu çalışanı ay sonunu borçsuz getirebiliyor mu?
Bu sorulara olumlu cevap verilemiyorsa, “dezenflasyon süreci devam ediyor” demek milletin derdine deva değildir.
2. Ekonomi Yönetiminin Hedefleri Tutmamakta, Güven Sorunu Derinleşmektedir
Türkiye’de ekonomi yönetimlerinin en ciddi sorunlarından biri, ortaya koydukları hedeflerin sürekli şaşmasıdır. Enflasyon hedefleri, büyüme tahminleri, bütçe dengesi ve program öngörüleri çoğu zaman gerçek hayatla örtüşmemektedir.
TEÇ-SEN olarak soruyoruz:
Millete üç yıldır sabır ve fedakârlık telkin eden ekonomi yönetimi, kendi hedeflerini neden tutturamamaktadır?
Hedefler tutmadığında yalnızca bir tablo bozulmaz; toplumun geleceğe güveni bozulur. Hane halkı fiyatların daha da artacağını düşünür, çalışan ücret artışının gerçek değerini bilemez, KOBİ yatırım planı yapamaz, emekli alım gücünü koruyamaz, gençler ülkeden umudunu keser.
Bugün ekonomi yönetimi 12 ay sonrası için hangi enflasyon hedefini yazarsa yazsın, hane halkı yaklaşık yüzde 45 enflasyon beklentisiyle yaşıyorsa, burada ciddi bir güven sorunu vardır.
Bu fark, yalnızca teknik bir beklenti farkı değildir. Bu fark, resmî hedeflerle milletin yaşadığı gerçeklik arasındaki uçurumdur.
Ekonomide güven, sadece açıklamalarla değil; tutarlı sonuçlarla sağlanır. Millet artık vaat değil, sonuç görmek istemektedir. Hedefler kâğıtta değil, pazarda, markette, kira sözleşmesinde, maaş bordrosunda ve gençlerin hayat planlarında karşılık bulmalıdır.
3. Türkiye Bütçesi Faize Teslim Edilemez
Bugün Türkiye bütçesinin en can yakıcı kalemlerinden biri faiz ödemeleridir. 2026 yılı bütçesinde faize ayrılması beklenen tutarın yaklaşık 2,7 trilyon lira seviyesinde olması, ekonomik modelin ağır faturasını gözler önüne sermektedir.
Bu rakam sıradan bir bütçe kalemi değildir. Bu tutar, milletin alın terinden, vergisinden, emeğinden ve geleceğinden ayrılan devasa bir kaynaktır.
TEÇ-SEN olarak soruyoruz:
Bu ülkenin kaynakları neden üretime, eğitime, tarıma, sanayiye, gençlere, emeklilere ve kamu çalışanlarına değil de faize akmaktadır?
2,7 trilyon lira ile;
Okulların fiziki altyapısı güçlendirilebilir,
Öğrencilere ücretsiz yemek programı yaygınlaştırılabilir,
Eğitim çalışanlarının ücret ve sosyal hakları iyileştirilebilir,
Emeklilerin aylıkları insanca yaşam düzeyine çıkarılabilir,
Çiftçiye mazot, gübre ve yem desteği artırılabilir,
Genç istihdam programları kurulabilir,
Sosyal konut projeleri hızlandırılabilir,
KOBİ’lere üretim odaklı finansman sağlanabilir,
Depreme dayanıklı okul ve kamu binaları yapılabilir.
Ancak mevcut tabloda bütçeden faize ayrılan pay büyürken, çalışanın, emeklinin, çiftçinin, öğrencinin ve dar gelirlinin payına sabır düşmektedir.
Bu adil değildir.
Kamu maliyesinde disiplin gerekiyorsa, bu disiplin önce israftan başlamalıdır. Tasarruf, milletin sofrasından değil; lüks harcamalardan, verimsiz projelerden, şeffaf olmayan uygulamalardan ve rant düzeninden başlamalıdır.
Kemer sıkılacaksa, önce milletin değil, israfın kemeri sıkılmalıdır.
4. İşsizlik, Gençlerin Umutsuzluğu ve Göç Türkiye’nin Geleceğini Tehdit Etmektedir
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi yalnızca hayat pahalılığı değildir. En büyük tehlikelerden biri, gençlerin gelecek inancını kaybetmesidir.
Çalışmaya hazır gençlerin yaklaşık üçte birinin işsiz olduğu bir ülkede, ekonomik başarıdan söz edilemez. Genç işsizliği yalnızca bugünün sorunu değil, yarının üretim kapasitesini ve toplumsal huzurunu tehdit eden stratejik bir sorundur.
Gençlerimiz neden gitmek istemektedir?
Çünkü emeğinin karşılığını alamamaktadır.
Çünkü liyakate güvenmemektedir.
Çünkü ücretle hayat kuramamaktadır.
Çünkü özgürlük ve adalet aramaktadır.
Çünkü kendi ülkesinde gelecek planı yapmakta zorlanmaktadır.
Bugün Türkiye; beyin göçünü, emek göçünü ve genç göçünü konuşmaktadır. Yetişmiş insanlarımız, doktorlarımız, mühendislerimiz, akademisyenlerimiz, teknisyenlerimiz, öğretmenlerimiz, yazılımcılarımız başka ülkelerde gelecek aramaktadır.
Bu tablo yetmezmiş gibi, bugün artık sermaye göçü de gündeme gelmiştir. İnsan da sermaye de aynı nedenle gider: Güven eksikliği.
Bir ülke yetişmiş insanını ve üretken sermayesini tutamıyorsa, o ülkenin ekonomi politikaları yeniden sorgulanmalıdır.
Türkiye’nin acilen gençleri ülkede tutacak kısa, orta ve uzun vadeli planlara ihtiyacı vardır. Gençlere yalnızca nasihat değil; iş, gelir, liyakat, özgürlük, barınma, kariyer ve gelecek sunulmalıdır.
5. Türkiye Kendi Kendine Yeten Ülke Hedefinden Uzaklaşmamalıdır
Türkiye, yeniden kendi kendine yeten, üretken, güçlü ve müreffeh bir ülke olmak zorundadır. Bunun yolu da faize dayalı, ithalata bağımlı, yüksek maliyetli ekonomik anlayıştan çıkıp üretim merkezli kalkınmaya yönelmekten geçmektedir.
Sanayide üretim yapılmaktadır; ancak üretimin önemli bir kısmı ithal ara malına, enerjiye, teknolojiye ve dövize bağımlıdır. Kur yükseldiğinde üretim maliyetleri artmakta, maliyetler fiyatlara yansımakta, enflasyon kalıcı hale gelmektedir.
Tarımda ise çiftçi yüksek mazot, gübre, yem, elektrik ve sulama maliyetleri altında ezilmektedir. Hayvancılıkta yem maliyetleri üreticiyi zorlamakta; et ve süt fiyatları hem vatandaş hem üretici açısından sürdürülebilir olmaktan uzaklaşmaktadır.
Türkiye gibi bereketli topraklara sahip bir ülkede gıda fiyatlarının bu kadar yüksek olması, yalnızca piyasa sorunu değildir. Bu, plansızlığın ve üretimden kopuşun sonucudur.
Çözüm bellidir:
Sanayide ara malı üretimi artırılmalıdır.
Yüksek teknoloji yatırımları desteklenmelidir.
KOBİ’lere üretim odaklı uygun finansman sağlanmalıdır.
Tarım stratejik sektör ilan edilmelidir.
Çiftçiye mazot, gübre, yem ve elektrik desteği verilmelidir.
Hayvancılıkta yem üretimi ve mera ıslahı desteklenmelidir.
Kooperatifçilik güçlendirilmelidir.
Gençlerin tarım ve üretimde kalması teşvik edilmelidir.
Mesleki eğitim sanayi ve üretimle uyumlu hale getirilmelidir.
Kendi kendine yeten ülke olmak sloganla değil; planla, üretimle, emekle, bilimle ve çiftçiye sahip çıkmakla mümkündür.
6. Asgari Ücret ve Kamu Çalışanlarının Gelirleri Yaşam Maliyeti Karşısında Erimektedir
Bugün Türkiye’de ücret ile hayat arasındaki bağ kopmuştur. Asgari ücret yaşam maliyetini karşılamaktan uzaklaşmış, kamu çalışanları ve emekliler yüksek enflasyon karşısında ciddi gelir kaybı yaşamıştır.
Asgari ücret artık yalnızca en düşük ücret olmaktan çıkmış, genel ücret düzeyini belirleyen ana ölçü haline gelmiştir. Bu durum orta sınıfı eritmekte, çalışan yoksulluğunu kalıcı hale getirmektedir.
Orta sınıfın yok olduğu bir ülkede toplumsal denge bozulur. Zengin daha zengin, fakir daha fakir hale gelir. Gelir adaleti kaybolur, sosyal huzur zayıflar.
TEÇ-SEN olarak altını çiziyoruz:
Ücret politikası hedef enflasyona göre değil, gerçek yaşam maliyetine göre belirlenmelidir.
Kamu çalışanları, emekliler ve asgari ücretliler geçmiş enflasyona ezdirilmemeli; kira, gıda, ulaşım, enerji, eğitim ve sağlık maliyetleri dikkate alınarak insanca yaşam düzeyinde gelir sağlanmalıdır.
Çalışan insanın yoksul olduğu bir ülkede ekonomik model başarılı sayılamaz.
7. Türkiye’nin Önünde İki Yol Vardır
Türkiye bugün tarihsel bir tercihle karşı karşıyadır.
Birinci yol; yoksulluğun kalıcılaştığı, orta sınıfın yok edildiği, zenginin daha zengin, fakirin daha fakir olduğu, gençlerin umudunu kaybettiği, geleceğin sisli ve karanlık olduğu bir yoldur.
Bu yol; faize teslim olmuş bütçe, ithalata bağımlı üretim, yüksek işsizlik, düşük ücret, artan göç ve toplumsal umutsuzluk yoludur.
İkinci yol ise; adil ücret, onurlu yaşam, üretim ekonomisi, güçlü sosyal devlet, liyakat, hukuk, gençlere umut ve kendi kendine yeten Türkiye yoludur.
Bizim tercihimiz nettir.
TEÇ-SEN olarak biz; faize değil insana hizmet eden bütçeyi savunuyoruz. Emeği ucuzlatan değil, emeği yaşatan ekonomiyi savunuyoruz. Gençlerini kaybeden değil, gençlerine gelecek sunan Türkiye’yi savunuyoruz. İthalata bağımlı değil, kendi kendine yeten üretim ülkesini savunuyoruz. Yoksulluğu yöneten değil, yoksulluğu bitiren sosyal devleti savunuyoruz.
8. Son Çağrımız: Adil Ücret ve Onurlu Yaşam İçin Yeni Bir Ekonomik Akıl Şarttır
Bugün Türkiye’de mesele yalnızca enflasyonun kaç puan düştüğü değildir. Mesele, milletin hayatının kaç kat zorlaştığıdır.
Mesele, ekonomi yönetiminin “dezenflasyon süreci devam ediyor” demesi değildir. Mesele, vatandaşın mutfağındaki yangının devam edip etmediğidir.
Mesele, bütçeden faize trilyonlar ayrılırken; kamu çalışanına, emekliye, öğrenciye, çiftçiye, esnafa ve gence ne kaldığıdır.
Buradan ekonomi yönetimine ve kamuoyuna açık çağrımızdır:
Ücretler gerçek yaşam maliyetine göre belirlenmelidir.
Faize ayrılan kaynak azaltılmalı, üretime ve insana yatırım yapılmalıdır.
Vergide adalet sağlanmalı, yük dar gelirlinin sırtından alınmalıdır.
Genç işsizliğiyle mücadele için ulusal seferberlik başlatılmalıdır.
Beyin göçünü önleyecek liyakatli, özgür ve adil çalışma düzeni kurulmalıdır.
Tarım ve hayvancılık stratejik sektör ilan edilmelidir.
KOBİ’ler yüksek faiz altında ezilmemelidir.
Kamu harcamalarında tasarruf israftan başlamalıdır.
Ekonomi yönetimi hedefleri konusunda hesap verebilir olmalıdır.
Sosyal devlet güçlendirilmeli; emekli, öğrenci, çocuk, işsiz genç ve düşük gelirli aile korunmalıdır.
Türkiye’nin çıkışı bellidir:
Adil ücret.
Onurlu yaşam.
Üretim ekonomisi.
Güçlü sosyal devlet.
Liyakat.
Adalet
Hukuk.
Gençlere umut.
TEÇ-SEN Genel Başkanı olarak açıkça ifade ediyorum:
Üç yıl boyunca millete kemer sıktırıp hedefleri tutturamayan bir ekonomi yönetiminin başarı hikâyesi yazması mümkün değildir.
Başarı, halkın sofrasında görülür.
Başarı, emeklinin pazar çantasında görülür.
Başarı, gencin ülkede kalma isteğinde görülür.
Başarı, kamu çalışanının ay sonunu borçsuz getirmesinde görülür.
Başarı, çiftçinin üretimde kalmasında görülür.
Başarı, sanayicinin yatırım yapma cesaretinde görülür.
Türkiye önce şuna karar vermelidir:
Yoksulluğun kalıcılaştığı, orta sınıfın yok edildiği, gençlerinin umudunu kaybettiği bir ülke mi olacağız; yoksa hep birlikte “adil ücret ve onurlu yaşam” talebinde buluşarak çocuklarımız ve gençlerimiz için daha aydınlık bir Türkiye mi kuracağız?
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Ümit Demirel
TEÇ-SEN Genel Başkanı